zeytinburnu-veteriner-kliniği-logo
0212 546 8151
/ info@zeytinburnuvet.com
Makale Arama ›
Anasayfa › Makaleler › Genel Konular › Zoonoz Hastalıklar
Zoonoz Hastalıklar



Zoonoz hastalıklar; hayvanlardan insanlara bulaşan ve her iki gruba dâhil bireylerde ortak olarak şekillenen hastalıklar diye tanımlanabilir. Zoonoz hastalıklar içerisinde bakteriyel, viral, fungal (mantar kaynaklı), riketsiyal (paraziter bir mikroorganizma türü) ve paraziter enfeksiyonlar yer almaktadır.

Sığır, koyun gibi çiftlik hayvanlarından kaynaklanan zoonoz hastalıkların yanında kedi, köpek, tavuk, kuş ,kanatlı hayvanlar, maymun, fare, yabani memeliler ve tavşanlar gibi pek çok hayvan türüne ait zoonoz hastalık, insanlara bulaşarak ciddi sorunlara neden olmaktadır. Zoonoz karakterli hastalıklardan bazıları tedavi edilebilir olmasına rağmen bazıları ise sadece koruyucu aşılamalar ile önlenebilen hastalıklardır ve insanlar içinde ciddi tehlike yaratabilmektedir. Bugün tüm dünyada hem insan hemde hayvan sağlığı için büyük önem taşıyan brusella ve kuduz buna en iyi örnektir. Zoonoz hastalıkların bulaşması hastalığın etkenine bağlı olarak farklı yollarla olmaktadır. Ancak genel olarak bulaşma temas, solunum veya ağız yolu ile olmaktadır. Tüm bulaşma yollarında asıl olan ortak nokta etkenin taşınmasıdır. Hastalık etkeni bulaşık enfekte gıdaların alınması sonucu insanlara geçebileceği gibi ısırma ve tırmalama sonucu kan yolu ile de bulaşma olabilir. Örneğin kuduzun bulaşabilmesi için mutlaka ısırık, tırmalama vb. nedenlerle oluşan açık bir yara olmalıdır.Bulaşma yollarından biri olan deri yolu ile bulaşma ancak deri üzerinde çizik, çatlak gibi açık bir yaranın varlığında mümkündür.

Korunma için her şeyden önce etkenin veya hastalık kaynağının bilinmesi gerekir. Bunun dışında önemli olan diğer bir konuda bulaşma yollarının bilinmesidir. Zoonoz hastalıkların gerek hayvanlar arasında yayılmasını, gerekse insanlara bulaşmasını önlemek için koruyucu olarak yapılan aşı, ilaçlama, iç ve dış parazitler ile mücadeleye önem vermek gereklidir. Brusella ve kuduz gibi tedavisi olmayan bazı zoonoz hastalıkların varlığı koruyucu hekimliği ön plana çıkarmaktadır. Bu amaçla spesifik hastalıklara karşı geliştirilen aşı uygulamaları halen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en etkin yöntem olarak kullanılmaktadır.

Kuduz
Virüslerin yol açtığı, sıklıkla hayvanlardan insana bulaşan, beyni ve omuriliği (merkezi sinir sistemi) etkilediği için ölümle sonuçlanan bir hastalıktır. Kuduza neden olan virüs, memelilerin ve kuşların (sıcakkanlı hayvanlar) hücrelerinde yaşayabilir. Kuduz bir hayvanın insanı ısırmasıyla bulaşır. Kurt, tilki, yarasa, tavşan gibi hayvanlarda kuduz virüsü oldukça yaygındır. Bu yabani hayvanlarda yaygın bir şekilde bulunmasına rağmen, virüsün insanlara bulaşmasına neden olan hayvanlar sıklıkla kedi ve köpek gibi evcil hayvanlardır. Bu hayvanların salyasında bulunan kuduz virüsü, hayvanın ısırmış olduğu yerdeki yaradan içeriye girer. Daha sonra yavaş yavaş ilerler ve beyne ulaşır. Bu yüzden hastalığın kuluçka süresi 10 gün ile 6-8 ay arasında değişir.

Hayvanın ısırdığı yer, baş bölgesine ne kadar yakın olursa kuluçka süresi de o kadar kısa olur. Kuduza neden olan virüs beyne ve omuriliğe yerleştikten sonra kuduzun ilk belirtileri ortaya çıkar. Bundan sonra hayvanın, kuduz olup olmadığını anlamak çok kolaydır. Hayvan; huzursuz, tedirgin ve hırçındır. Çünkü virüsün yerleşmesiyle merkezi sinir sistemi uyarılmıştır. Hayvan daha sonra saldırgan bir hal alır ve diğer hayvanları ve insanları ısırmaya başlar. Bu döneme kudurma evresi denir. Bu süre içinde hayvanda felç belirtileri ortaya çıkar. Dolayısıyla su içmek istemez, tükürüğünü yutamaz ve ağzından salyalar akmaya başlar. Havlaması, boğazında bir şey varmış gibi boğuktur ve ışıktan rahatsız olur. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra 4-5 gün içinde hayvan ölür. Bazı vakalarda saldırma ve kudurma belirtileri görülmez ve hayvan ağır bir felç geçirerek ölür.

İnsanda ortaya çıkan belirtiler de hemen hemen aynıdır. İlk dönemde çırpınma, huzursuzluk görülür. Bunu takiben kaslar ağrılı bir şekilde kasılmaya başlar ve felç gelişir. Şiddetli boğaz kası kasılmaları oldukça acı vericidir. Bu yüzden hasta kişi suyu içmekten ve görmekten çok korkar. Eğer hastalık belirtileri ortaya çıkarsa, merkezi sinir sistemindeki yutkunma ve nefes alıp verme refleksleri durur. Bu yüzden belirtiler başlayınca tedavi imkânı yoktur.

Hastalığın ancak kuluçka döneminde uygulanan koruyucu tedavi oldukça başarılı sonuçlar verir. Bu yüzden kuduz artık eskisi gibi korkutucu hastalıklar arasında değildir. Hastalığın bulaşmış olduğu düşünülen kişilere, vakit kaybetmeden aşı ya da bağışık serum uygulanır. Koruyucu tedavinin amacı budur. Etkisi zayıflatılmış kuduz virüslerinin hayvanlara aşılanmasıyla ve hayvanların kan serumunun insanlara şırınga edilmesiyle hayvanın kanında bulunan antikorlar kuluçka döneminde virüsleri öldürerek insanları ölümden kurtarır. 1885 yılında Fransız bilimci Louis Pasteur ilk olarak bu serumu uygulamıştır. Fakat virüs vücuda girdikten sonraki 24 saat içinde etkilidir. Bu yüzden kazanılan bağışıklık geçicidir. Bu sebeple, kuduz olduğu şüphelenilen bir hayvan ısırdığında 1 günü geçmeden koruyucu tedaviye başlamak gerekir. Kuşkulanılan her vakada aşı ya da serum uygulanmalıdır. Çünkü aşı da serum gibi geçici bağışıklık kazandırır.

Doğrudan etkisiz hale getirilmiş virüslerle yapılan kuduz aşısı önceleri kuduz hayvanların beyninden elde ediliyordu. Yaranın ağırlığına ve kafaya yakınlığına göre 2-3 hafta süreyle uygulanıyordu. Artık, laboratuvarlarda üretilen yeni kuduz aşışı ile koruyucu tedavi daha güvenli ve oldukça kolaydır. Kola şırınga edilerek yapılan bu aşı, ağır yan etkilere neden olmaz ve en kötü yaralarda bile bir kaç gün aralıklarla en çok 4 kez uygulanması yeterlidir.

Kuduzdan korunmanın en etkili yöntemlerinden birisi hayvanların düzenli olarak kuduz aşısının yapılmasıdır.Şüphelenilen hayvanların gözetim altına alınarak hastalığın yayılmasının engellenmesidir. Ayrıca tüm köpekler kaydedilmeli, başıboş ve sahipsiz hayvanlar bulundurulmamalıdır. Şüphelenilen durumlarda, hayvanlar 10 gün boyunca gözetim altında tutulmalıdır. Eğer bu süre sonunda hayvan ölmüyorsa kuduz değildir.

Kuduz şüphesi ile ölen hayvanların kafaları bozulmadan ambalajlanır ve buz içinde laboratuvara verilir. Eğer kuduz hayvanlar tarafından ısırılan bir başka hayvan, aşılanmamışsa öldürülmelidir. Öldürülemeyen hayvanlar ise en az 6 ay boyunca karantina altına alınmalıdır. Bu hayvanlar yakalandıktan sonra ve 6 ay sonra kuduz aşısıyla aşılanmalıdır. Eğer aşılı hayvan, başka bir hayvan tarafından ısırılmışsa yeniden aşılanmalı ve 3 ay boyunca gözetim altında tutulmalıdır.Mesleği gereği kuduza yakalanma ihtimali olan kişiler düzenli olarak aşılanmalıdır.

Kist Hidatik
Halk arasında kist hastalığı olarak bilinen bu hastalığın etkeni, Echinococcusgranülosus adı verilen bir parazittir. Bu parazitin esas kaynağı köpek, kurt, tilki gibi et yiyen hayvanlardır. Ancak ülkemizde kist hidatiğin sebebi sıklıkla köpeklerdir. Parazit köpeklerin ince bağırsaklarında yaşar. Hastalık köpek dışkısı ile atılan yumurtalar ile insana bulaşır. Köpek dışkısı ile atılan yumurtalar çok dayanıklıdır, toprakta ve soğukta bir yıl kadar canlı kalabilirler. Dışkıyla atılan yumurtalar hayvanların ayakları, arazi eğimi, rüzgar ve yağmur etkisi ile yayılırlar. İnsanlar bu yumurtaları çiğ tüketilen ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerden, kirli içme sularından alırlar. İnsandan başka koyun, keçi, sığır ve manda gibi otla beslenen hayvanlar da yumurtaları alarak hastalanırlar. Alınan bu yumurtalar, bağırsaklarda açılarak bağırsak duvarını geçer, kan ve lenf yoluyla öncelik sırasıyla karaciğer, akciğer ve diğer organlara yerleşerek kist formunda yaşamlarını sürdürürler. Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca belirtisiz seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe, bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar.

Kistler en sık karaciğer ve akciğerlerde görülürler. Nadiren dalak, karın zarı (periton), böbrek, kemik, göz yuvası, beyin, kalp ve yumurtalıklara da yerleşebilir. Genellikle çok belirgin şikâyet yaratmaz.Kist ne kadar büyükse şikâyet oluşturma ihtimali de o kadar fazla olur. Seyrek olarak kist yırtılabilir ve bu daha belirgin şikâyet yapar. Karaciğer yerleşiminde karnın sağ üst kısmında ağrı, bulantı, kusma ve bazen kaşıntı, sarılık gibi belirti görülür. Akciğer tutulumunda solunum sıkıntısı, öksürük, ağızdan kan gelmesi ve göğüs ağrısı olabilir.

Korunmak için ,köpeklere mümkün olduğu kadar çiğ et ve salam gibi ürünler verilmemelidir. Kişisel temizlik kurallarına dikkat edilmeli, içme ve kullanma suları temiz olmalı, kaynağı bilinmeyen sular içilmemeli, çiğ yenen sebze ve meyveler bol su ile iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir. Küçük yaşta çocukların hayvan dışkılarına temasının engellenmelidir. Kurbanlık olarak sadece, veteriner kontrolünden geçmiş sağlıklı hayvanlar satın alınmalıdır. Mezbahalar mümkün olduğu kadar yerleşim yerlerine uzakta kurulmalı ve çevresi köpeklerin giremeyeceği şekilde duvar ya da tel örgü ile çevrilmelidir. Kurban Bayramında kesilen hayvanların kistli ve hastalıklı olan sakatatları ve bağırsak, tırnak gibi kullanılmayacak olan kısımları açıkta bırakılmamalı, bunları etrafta dolaşan kedi, köpek gibi hayvanların yemelerine izin verilmemeli ve bu maddeleri kedi köpek gibi hayvanların kolaylıkla eşeleyip çıkaramayacağı şekilde toprağı derince kazarak en az 1 metre derinlikteki çukurlara gömülmelidir. Ayrıca kesim sonrası kalan kistli organ atıkları fırınlarda yakılarak imha edilebilirler. Aynı zamanda bütün köpeklerin ve sahip değişikliklerinin kayıtlı hale getirilmelidir. Kayıt altına alınan köpeklerin kimlik kaydını ve aşı durumunu gösteren tasmaların kullanılmasının zorunlu hale getirilmedir. Sahipli köpeklerin periyodik kontrolleri ve koruyucu ilaçlamaları veteriner hekim kontrolünde düzenli olarak yapılmalıdır.

Mikrosporozis
Bir mantar hastalığı çeşidi olan mikrosporozis, özellikle baş, gövde ve bacaklarda görülen bir mantar türü olup, köpeklerin sağlıklarını tehdit etmektedir. Microsporiumcanis adı verilen bir mantar türünün neden olduğu bu hastalık bulaşıcı bir hastalık olup, bir hayvandan diğer hayvana direk ya da indirek yol ile bulaşabilme potansiyeline sahiptir. Zoonoz bir enfeksiyon çeşidi olan köpeklerde ve kedilerde mikrosporozis, sağlıklarını tehdit etmekle birlikte insanlara da bulaşabilen bir hastalıktır.

Bu konuda risk altında bulunan grup ise özellikle kedi ve köpeklerle haşır neşir olan bireyler olup, bu bireylerin yaş ortalamalarının genç olması ve vitamin eksikliği bulgularını taşıması riski artırıcı nedenlerdir. Bir çeşit mantar hastalığı olan mikrosporozis özellikle kış aylarında havanın nemli olmasından ötürü kendisine ideal üreme ortamı bulur ve bu nedenle görülme sıklığı artar. mikrosporozis her mantar hastalığında olduğu gibi deri ve üzerinde çeşitli klinik belirtilerle kendisini göstermektedir. Bu klinik belirtiler arasında çeşitli patolojik bozukluklara rastlanılmaktadır. Bu bulgular deride kıl dökülmesi, kepeklenme, kabuklanma, yangısal reaksiyonlar şeklinde olabilir. Yüz, kulak, yanak, boyun ve bacaklarda daha az olarak ise kuyruk ve pençelerde görülen klinik belirtiler içerisinde ilerleyen vakalarda ya da başka bir nedenden kaynaklanarak ortaya çıkan serozite durumu da gözlenebilmektedir.

Tanının konulmasının ardından veteriner hekim kontrolünde tedavi aşamasına geçilmektedir ki bu dönemin uzun süreceği unutulmamalıdır. Veteriner hekim tedavi amacıyla antifungalpomadlar ve ilaçlar kullanarak tedaviye başlamaktadır. Ancak bu ilaçların kullanım süresi normal hastalıklarda olduğu gibi hemen etkisini göstermeyebilir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken şey ise reçete olarak verilen ilaçların şikâyetler ortadan kalkmış olsa dahi veteriner hekim ilacı kesin değinceye kadar kullanılması ve sabırlı olunması gerekmektedir. Mikrosporozis hastalığının bulaşıcılık riski yüksek olduğundan belirtilerin fark edilmesiyle beraber zaman kaybetmeden veteriner hekime başvurulmalıdır.

Brucelloz
Dişi köpeklerde yavru atma, erkek köpeklerde epididimitis ve infertilite bozuklukları, yavru köpeklerde ise ölümle seyreden zoonoz bir hastalıktır. Hastalık etkeni Brucellacanis olup özel besi yerlerinde üreyen gram (-) bir basildir. Brucella canisin konakçı sayısı sınırlıdır. Sığır ve domuzlar enfeksiyona dirençlidir. Yabani köpek ve kediler deneysel enfeksiyonlara daha duyarlıdır. B.Canis direkt kontak yoluyla bulaşır. Vajina akıntıları, sperma, idrar, plesanta ve atık yavrular enfeksiyonun kaynağıdır. Yavru köpekler hastalığı bakterinin plesantada yerleşmesi sonucu anne karnında alır. Dişilerdeki intrauterinenfeksiyonlar yavru atma ile sonuçlanır. Erkek hayvanlarda enfeksiyon cinsel temasla bulaşır. Bakteri organizma dışındayken fazla dayanıklı değildir. Bakteri mukozalardan vücuda girer ve lenf bezleri, uterus, dalak, prostat ve kemik de çoğalır. Bakteriyemiyi takiben köpekler sağaltılmazsa iki yıldan fazla enfeksiyonutaşırlarlar. Erkek köpeklerde kısırlığa,dişi köpeklerde kısırlık ve düşüklere,yavru köpeklerde ölümlere neden olur. Köpekler genellikle hastalığın belirtilerini göstermezler. Ergin erkek ve dişilerde kısırlık, dişilerde yavru atma, ölü ve zayıf yavru doğurma, bir batındaki yavru sayısı azlığı, erkek köpeklerde dermatitis, testislerde atrofi, epididimitis ve prostitis gözlenebilen, bulgulardır. Dişilerde infertilite olayları genellikle erken embriyonik ölümlere bağlıdır. Herhangi bir koruyucu aşısı yoktur.

BrusellaCanis ile insanların enfeksiyona yakalanması nadirdir. Fakat genitalsekresyonlar, atık fetüsler ve plesanta ile direkt bulaşma mümkündür. Brusellaenfeksiyonuna yakalanan hasta köpeklerin kısırlaştırılması hastalığın yayılmasını önlemek açısından önemlidir.

Leptospirozis
Spiroketlerin neden olduğu; kanlı ishal, sarılık ve böbrek bozukluğu oluşturan, bulaşıcı, bakteriyel, zoonoz bir hastalıktır. Hastalığın etkeni Leptospirosiscanicula ve Leptospirosisicterohaemorhagiae adındaki bakterilerdir. Hastalık köpeklerde kedilere oranla daha fazla görülür. Kedilerde nadir görülür.

Hasta hayvanlar enfeksiyon etkenini idrarla etrafa bulaştırırlar. Hastalık, hayvan ve insanlara direk olarak idrardan, dolaylı olarak da su, gıda ve topraktan bulaşır. Leptospiralar deri ve mukozalardan geçerek kan dolaşımına karışırlar. Daha sonra etkenler kan yolu ile böbreklere, karaciğere ve diğer organlara yayılarak dokularda hasar ve dejenerasyonlar meydana getirirler. Ateş, iştahsızlık, kusma, çok işeme, çok su içme, ağızda yaralar ve dejenerasyonlar, mukozalarda sarılık görülür. Akciğerler ödemlidir. İdrar; irin ve protein içerir.Köpekleri ve insanları bu enfeksiyondan korumak için hayvanlara mutlaka aşı uygulamaları yapılmalıdır. Bu hastalığa karşı korunma ancak aşılama yolu ile olur. 5’li karma aşılar içerisinde Leptospirosis için de koruma sağlayan etken vardır. İlk aşılamalar içerisinde 2 ya da 3 rapel olarak uygulanır daha sonra yıllık tekrarları yapılır.

Lyme
Hastalık etkeni Borrreliaburgdorferi'dir. Hastalık genelde bu etkeni taşıyan ixodes cinsi kenelerin ısırığı ile bulaşır. Hastalığın en çok görüldüğü zamanlar mayıs ve kasım aylarıdır. Bu nedenle bu aylarda kene mücadelesi çok önemlidir. Lymezoonoz bir hastalıktır, bu sebeple etkenin insanlara geçebileceği fikri her zaman göz önünde bulundurulmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. İnsanlarda ve köpeklerde eklem, deri lezyonları ve diğer organ bozukluklarına neden olur. Hastalık insanlarda 2 farklı formda görülür. Bunlar Erken Lyme Hastalığı ve Geç Lyme hastalığıdır. Erken Lyme Hastalığı, enfekte kene tarafından ısırıldıktan sonra 3-60 gün içinde yorgunluk, ürperme, ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, şişmiş lenf yumruları, Bull'seye (erythemamigrans) daire şeklinde deri kızarıklığı şeklindeki belirtilerle kendini gösterir.

Geç Lyme hastalığında ise enfekte kene tarafından ısırıldıktan 2. hafta ila 3. ay arasında ortaya çıkan dizlerde artrit, kalp çarpıntısı, körlük, sinir sistemi problemleri (uyuşukluk, ağrı, yüz felci, menenjit) ve son olarak ölümle seyreden bir hastalıktır. Bu hastalığa köpekler, insanlar ve kedilerden daha sık yakalanırlar. Dışarıda yaşayan köpeklerin evde bulunanlara göre bu etkene maruz kalma oranları fazladır. Özellikle ormanlık alanlarda yaşayan köpeklerin hastalık etkenini taşıyan kenelere maruz kalmaları daha sık gözlenir. Köpeğin kene tarafından ısırılması sonucunda, hiç bir hastalık belirtisi ortaya çıkmayabileceği gibi, ilk belirtiler bir kaç ay sonra da ortaya çıkabilir.

Genelde hemen semptom görülmez, oluşan vakalarda görülen belirgin semptomlar; ateşin 40-41 dereceye çıkması, iştahsızlık, patolojik uyku hali, hareket etmekte isteksizlik, krizler, saldırganlık, kalp ve böbrek problemleri, topallık (genelde tek bir eklemde bazen de bir kaç eklemde) görülür. Eklemler şiş ve ağrılı bir hal alır. Hastalıktan korunabilmek için köpekleri kenelerin yoğun olabileceği ortamlardan uzak tutmak gerekir. Evcil hayvanlarımızı bu hastalığa karşı koruyacak aşı artık ülkemizde bulunmaktadır. Her yıl düzenli olarak 1 kez bu aşının uygulanması hastalığa karşı en iyi korunma yöntemidir.

Bu hastalıkla mücadele edebilmek için köpekleri sık sık pire ve kene taramasından geçirip hekimin belirlediği tarihlerdeki aşı ve paraziter uygulama programları dikkate alınmalı ve gerekli uygulamalar yapılmalıdır.

Kedi Tırmığı Hastalığı
Kedi tırmığı hastalığı, adından da anlaşılacağı üzere kedi tırmalaması ile bulaşan, mikrobik bir hastalıktır. Bu hastalığa nedeni, BartonellaHenselae isimli bakteridir.

Kedi tırmalamasının yanında, kedinin ısırması, kedi bitleri ve keneler tarafından da bulaştırabilen bir hastalıktır. Kedi bitleri, bu mikrobun (B.Henselae) kediler arasında yayılmasına da neden olurlar. Kedi tırmığı hastalığına neden olan bakteri (BartonellaHenselae) kedilerde hastalığa neden olmaz. Hastalığı bulaştıran kedilerin çoğu sağlıklı görünmektedir. Kedinin tırmalaması veya ısırmasından yaklaşık 3 – 10 gün sonra, etkilenen bölgedeki cilt dokusunda kabarıklıklar (papül), içi irin dolu şişlikler (püstül) görülebilir. Bu cilt bulguları genellikle 1-3 hafta boyunca devam eder. Ciltteki bu belirtilerden sonra, kedinin tırmaladığı taraftaki lenf bezlerinde büyüme görülür. Koltuk altında, boyunda, submaksiller bölgede veya kasıkta yer alan lenf bezlerinde şişlik ve ağrı görülür. Bu lenf bezi şişlikleri bazen aylarca bazen de 1-2 yıla kadar devam edebilir. Bazen bu şişliklerden dışarıya akıntı olabilir. Aynı zamanadaateş, halsizlik, kilo kaybı dalakta büyüme , yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı gözükebilir.Kulağın ön yüzündeki lenf bezlerinde şişlik ile birlikte konjunktivit görülebilir.

Konjunktivit, göz akını saran ince tabakanın iltihaplanmasıdır. Göz kızarıklığı yapan nedenlerin başında gelir.Tek taraflı görme netliğinde azalma (nöroretinit). Beyin ve sinir sisteminin tutulmasına bağlı kişide beyin zarı iltihabı (menenjit) gelişebilir. Kişide nöbetlere, konuşma bozukluğuna, felçlere neden olabilir.Kedi tırmığı hastalığı, nadiren infektifendokardit denilen (kalbin iç zarının iltihaplanması) duruma neden olabilir. Buna bağlı kalp kapaklarında çeşitli sorunlar meydana gelebilir.Yine nadiren osteomiyelit denilen kemik iltihabına neden olabilir.Kedi tırmığı hastalığının teşhisinde belirtiler ile birlikte bazı tetkikler kullanılır.

Serolojik testler ve PCR en çok kullanılan tanı yöntemleridir. Kedi tırmığı hastalığı, bağışıklık sistemi sağlam kişilerde genellikle kendini sınırlar. Özel bir tedavi gerektirmeksizin 2-6 hafta içerisinde iyileşir. Ağrılı lenf bezlerine neden olduğu için, ağrı kesiciler kullanılabilir.Ateşi ve büyük lenf bezleri bulunan kişilerde, doktor tarafından antibiyotik başlanabilir. Yine bağışıklık sistemi zayıf (AIDS,organ nakilli kişiler, kanser hastaları gibi) kişilerde uygun antibiyotik tedavisi başlanabilir. Lenf bezlerindeki şişlikler uzun süre devam ederse, bu şişlikler ameliyat ile çıkarılabilir.Tedavi, kişinin bağışıklık sisteminin durumuna ve hastalığın tutulumuna göre, doktorunuz tarafından düzenlenir. Kalp, sinir sistemi ve göz tutulumu olanlarda veya ciddi sistemik hastalık belirtisi gösterenlerde tedavi süreci değişecektir.

Hastalığın aşısı bulunmamaktadır. Korunma olarak öncelikle çocuklarınıza sokakta olan ve sahipsiz bulunan hayvanlardan uzak durmayı veya onlarla oynarken dikkat etmeyi öğretmelisiniz. Mutlaka evdeki veya dışarıdaki hayvanlarla oynadıktan sonra çocuklarınıza ellerini yıkamasını öğretilmelidir. Özellikle pireli kedilerle temastan sonra eller yıkanmalıdır. Kedilerde pire mücadelesine önem vermek gerekmektedir.

Kampilobakter
Kampilobakterler bulaşıcı ishal hastalıklarına yol açan bakterilerdir. Campylobacterjejuni ve Campylobactercolicinsi bakterilerden kaynaklanan bulaşıcı bir hastalıktır. Kampilobakter bulaştıktan sonra iki ile beş gün içinde ishal, kramplar, karın ağrısı ve ateş başlar. İshal kanlı olabilir, bulantı ve kusma eşlik edebilir. Hastalık genellikle yaklaşık bir hafta sürer. Enfekte olan bazı kişilerde belirtiler görülmez. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ise Kampilobakter bazen kan dolaşımına yayılır ve hayatı tehdit eden ciddi bir enfeksiyona neden olur.Kampilobakter enfeksiyonları tüm dünyada görülürler.

Özellikle sıcak mevsimlerde ortaya çıkarlar. İshale sebep olan bakteriler arasında Salmonella ve Shigella ile birlikte ilk üç sırada yer alırlar.Hastalığa sebep olan en yaygın türü Campylobacterjejunidir. Ancak insanlarda görülen hastalıklar diğer türlerden de kaynaklanabilir. Bakteriler özellikle hayvanların sindirim sistemlerinde yaşarlar, Bakterilerle kolonize olan hayvanda hastalık genellikle ortaya çıkmaz.Campylobacterjejuni, kuşun yaklaşık vücut ısısı olan(41 °C ile 42 °C) 37 °C ile 42°C de iyi gelişirler ve bakteriyi hastalanmadan taşıyan kuşlara iyi adapte olurlar.

Kırılgan bakterilerdir. Kuru havayı tolere edemezler ve oksijen tarafından öldürülebilirler. Sadece atmosferdeki miktardan daha az oksijenli yerlerde yetişirler. Donma, çiğ etteki Campylobacter bakterilerinin sayısını azaltır. Kampilobakterlerin başlıca bulaşma kaynağı bakterilerle kontamine gıda maddelerinin tüketilmesidir. Bulaşma sıklıkla kanatlı hayvan etleri ile gerçekleşir.

Kampilobakterlersalmonellalardan farklı olarak gıda maddelerinde çoğalamazlar.Fakat ortamda bir süre canlı kalabilirler. Çiğ etin hazırlanması sonrasında kesme tahtalarının ve bıçakların yeterince temizlenmemesi gibi yetersiz mutfak hijyeni de bulaşmalara yol açabilir. Hastalığın gelişmesi kişinin bağışıklık sistemiyle yakından ilgilidir.Sıklıkla kampilobakterlekontamineolan gıda maddeleri şunlardır.Yeterince pişirilmemiş kanatlı hayvan etleri ve kanatlı hayvan ürünleri. Kontamine çiğ tavuğun bir damla suyu bile bireyi enfekte edebilir.

Çiğ süt veya çiğ süt ürünleri
İyice pişirilmemiş kıyma
Çiğ sucuk çeşitleri
Kirli içme suları, örneğin kuyu suları

Hastalığın insandan insana, temas enfeksiyonu yoluyla bulaşması da mümkündür. Burada hasta kişinin çok küçük miktardaki dışkı kalıntılarında bulunan patojenler kirli eller aracılığıyla ağza ulaşırlar. Hastalık hayvan sahiplerine evcil hayvanlarından bulaşabilir. Burada bulaşma hayvanların dışkıları aracılığıyla gerçekleşir. Hastalık genellikle ateş, baş ve kas ağrısı ile başlar, bu şikayetleri kısa bir süre sonra şiddetli karın ağrısı ve kasılması,bulantı ve ishal takip eder. İshaller oldukça sulu ve hatta kanlı olabilmektedir. Enfeksiyon genellikle bir hafta kadar sürer. Enfeksiyon normal şartlarda herhangi bir komplikasyon olmaksızın seyreder ve kendiliğinden iyileşir.

Bazen herhangi bir hastalık belirtisi göstermeden de seyredebilir.Kampilobakterler oldukça hassastır. Bunlar gıda maddelerinde çoğalamazlar. Fakat bu mikroplar bazı koşullar altında derin dondurulmuş ürünlerin üzerinde aylarca canlı kalabilirler. Bunlar ürünler çözüldükten sonra da bulaşıcılıklarını korurlar. Etleri, özellikle kümes hayvanlarının etlerini daima iyice pişirmek önemlidir. Hafifçe kızartmak bakterileri öldürmek için yeterli değildir.Dondurulmuş tavuk ve diğer et çeşitleri çözülürken ortaya çıkan erime suyunu hemen uzaklaştırmak gerekir. Bununla temas eden tüm nesneleri ve çalışma alanlarını sıcak suyla temizlek gerekir. Çiğ ve pişmiş gıda maddeleri için ayrı mutfak eşyaları kullanmalı ve her işlemden sonra çalışma tezgahlarını ve aletleri ılık su ve temizlik ürünleriyle yıkanmalıdır.

Köpekler ve kediler enfeksiyondan sonra 40-120 gün bakterileri gaitaları ile çevreye saçtıkları için enfeksiyon kaynağıdırlar. Kedi ve köpeklerle yaşayan küçük çocuklar kendi gıdalarını enfekte ederek infeksiyonu kolayca alırlar. Hastalıktan korunmak için gerekli hijyenik koşullara uyulmalıdır. (ör; ellerin yıkanması, kedi kumunun sürekli temiz tutulması önemlidir.

Veba
Eski çağlardan beri tanınan bulaşıcı bir hastalıktır. Veba, Yersiniapestis bakterisinin neden olduğu zoonotik bir hastalıktır.. Veba hastalığı bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olarak bilinmektedir. İnsanlara farelerden bulaştığı düşünülen bu hastalık aslında pirelerden yayılan bir hastalıktır. Fareler taşıyıcı olarak bu hastalığın kurbanı olmuşlardır. Hastalık sırasında çok miktarda fare ölümleri gerçekleşmiştir. Ölü fareler ile temasta bulunan insanların pire ısırması sonucu hastalığa yakalanmış oldukları araştırmalar ile tespit edilmiştir.

Bu hastalık sadece insanları öldürmüyor. Hastalık, bulaştığı hayvanların ölümüne de sebep olmaktadır. Veba hastalığı bulaştıktan sonra ilk belirtilerini 2–8 gün içinde vermektedir. Veba’nın belirtileri arasında kişide ateş, titreme, kusma, ishal, dilde renginde meydana gelen koyulaşma, baş, sırt, kasık ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde meydana gelen şişlik, burunda kanama, kan tükürme, nefes almada zorluk, halsizlik ve deride oluşan lekeler bulunmaktadır.

Veba hastalığı günümüzde artık tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalık erken aşamada teşhis edilirse çeşitli antibiyotikler ve aşılar ile tedavi edilebilir. Hastalığa neden olan bakteri vücudumuza girdiği andan itibaren vücuda zarar vermeye başlar. Bundan dolayı belirtiler fark edilir edilmez hemen doktora başvurulmalıdır. Hastalıkta geç kalınması durumunda birtakım organlar kaybedilebilir hatta kişi hastalıktan ölümle sonuçlanabilir.. Hastalıktan korunmanın en güzel yolu hastalığın bulaşmasına neden olan pirelerin yaşadığı yerlerden ve hayvanlardan uzak durmalıdır. Çevre daima temiz olmalı, güneş gören yerler tercih edilmelidir ve en önemlisi veba hastalığı taşıyan kişi ve hayvanlar ile temastan kesinlikle kaçınılmalıdır.

Toxoplazma
Toxoplazma kedi ve diğer memelilerde ortaya çıkan ve Toxoplazmagondii isimli protozoa tarafından oluşturulan bir hastalıktır.

Son konakçısı kedigiller olan bu parazit diğer hayvanlara ve en önemlisi insanlara da bulaşabilir.Kedilerin hastalık tarafından enfekte olmaları yiyecekler tarafından olur. Bu yiyecekler doğada bulunan kemirgenler, kuşlar veya çiğ etler olabilir. Eğer kedinin yediği kemirgen veya kuş parazit tarafından enfekte edilmişse parazit kediye geçer ve parazitin yaşam siklusu başlamış olur. Parazit kedilerin ince bağırsağında çoğalmaya başlar ve ookistleri oluşturur. Oluşan ookistler yaklaşık 3 hafta içinde dışkıyla dışarı çıkarlar ve 1 hafta içinde spor’lar oluşur. Bunlar oldukça dayanıklıdırlar ve nemli ortamda aylarca canlı olarak kalabilirler. Bu ookistlerleenfekte olan yerlerle temas etmek hayvan veya insanların hastalığı alması için yeterlidir.

Bunun dışında az pişmiş etlerin özellikle domuz, sığır ve koyun etlerinin yenmesi veya keçi sütü gibi pastörize edilmemiş sütlerin içilmesi de hastalığın alınması için yeterlidir.Toxoplazma ayrıca kan nakli sırasında da bulaşabilir.

Hasta kedilerin bir çoğunda klinik semptom görmek mümkün değildir. Belirti görülebilenlerde ise zaman zaman ateş, halsizlik, depresyon ve iştah kaybı seçilebilen bulgulardır. Bunların dışında solunum problemleri, pankreas yangıları, lenf bezlerinde nodül oluşumu, göz problemleri, çiğneme ve yutkunma güçlükleri, davranış bozuklukları veya felç görülebilir. Ancak bu semptomların hiç birisi hastalık için spesifik değildir ve dolayısıyla bir çok hastalıkla karışabilir. Yavru veya genç kediler yaşlı olanlara göre daha fazla enfeksiyondan etkilenirler.

Hastalık insanlarda daha çok grip benzeri semptomlarla ortaya çıkar veya hiç bir belirti göstermez. Belirti görülenlerde ise baş ve boyundaki lenf bezleri şişer, kas ağrısı, baş ağrısı, ateş, sinirsel bulgular ve bulanık görme ortaya çıkan semptomlardır. Eğer hastalık beyin zarlarını etkilemişse çok şiddetli bir baş ağrısı en belirgin bulgudur. Hastalığın insanlarda en önemli etkisi hamile kadınlar üzerindedir. Toxoplazmozis kanda bu parazite karşı vücudun bağışıklık sisteminin ürettiği antikorların varlığının saptanması ile konur. Yapılan incelemede toxoplazmaya karşı IgG pozitifliği hastalığın daha önceden geçirildiği ve bağışıklık olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda yeniden toxoplazmaya yakalanmak mümkün değildir. kanda IgM varlığı ise aktif yeni bir enfeksiyon varlığını gösterebilir. Böyle bir durumda tekrarlanan incelemelerde IgM düzeylerinde artış görülmesi ile tanı konur ve tedavi edilir. Hem IgG hem de IgM negatifliğinde hastalık yok ve kişi daha önce bu hastalık ile hiç karşılaşmamış demektir ve toxoplazmaya yakalanmamak için önlemlerin alınması gerekmektedir Hamilelikleri sırasında toxoplazmaenfeksiyonuna yakalanan kadınların sadece %30-40'ıbu hastalığı bebeklerine geçirirler.Annedeki enfeksiyonun bebeği de etkileme riski gebelik yaşı ile direkt ilişkilidir. Bu risk gebeliğin son dönemlerimde daha yüksektir ve %70'le kadar ulaşabilirken bu oran ilk üç aylık dönem enfeksiyonlarında %15'ler civarındadır. Ancak ilk dönemde bebeğe enfeksiyon geçme olasılığı düşük olmasına rağmen bebekte yaratacağı zarar daha fazladır.Bir başka deyişle son 3 ayda bebeğe enfeksiyon geçmesi daha kolay ancak zarar yaratma olasılığı son derece düşükken, ilk 3 ayda çok zor geçen enfeksiyon daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Erken dönemde görülen toxoplazma düşük ya da ölü doğumlara neden olabilir. Toxoplazmanın diğer etkileri ise beyin hasarı, beyinde su toplanması (hidrosefali), görme ve işitme bozuklukları, gelişme geriliği, zeka geriliği ve epilepsigibi sinir sistemi bozukluklarıdır.

Hastalığın teşhisi oldukça zordur. Serolojik testlerin mutlaka yapılması gereklidir. Kedilerin dışkılarında ookistler görülebilir. Ayrıca dokuların mikroskopik incelemesinde de Toxoplazma tespit edilebilir. Bunun dışında kan, beyin ve omurilik sıvılarından ve idrardan tespit edilebilir.Hastalığın insanlarda tespiti ise Sabin-Feldman testi ile yapılmaktadır.

Hastalıktan korunmak için bir aşı yoktur. Bunun yerine hastalığa karşı önlem almak korunmanın en iyi yoludur. Hastalık etkenleri öncelikli olarak toprakta bulunduğundan toprak ile temas sonrasında gerekli temizliğin yapılması önem taşır.

Tuvaletin temizliği ve kumunun sık değiştirilmesi de diğer önemli bir konudur. Kumun temizliği yapılırken eldiven kullanılması hastalığın insanlara bulaşmasını önlemek açısından önemlidir.

Kedilerin kuş veya fare gibi hayvanları avlaması mümkün olduğu kadar önlenmeli, pişmemiş et ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri verilmemelidir.

Toprakla uğraşan kişiler mutlaka eldiven kullanmalıdır. Pişmemiş sebze ve meyveler yenmeden önce muhakkak çok iyi yıkamalıdır. İnsanlara bulaşma yollarından biri de kan transfüzyonudur. Bu nedenle kan alımı gerektiğinde kontrollü (resmi) kurumlardan kan temin edilmesi olası riskleri minumuma indirgemek yönünden gereklidir.

Hastalığın insanlara bulaşması yiyecekler ile olabildiğinden az pişmiş veya pişmemiş etlerin, pastörize edilmemiş sütlerin alınmamasına dikkat edilmelidir.Kedinin etkeni taşıyıp taşımadığının testlerle belirlenmesi ve varlığı halinde gerekli tedavilerin yapılması özellikle bebek sahibi olmayı düşünen kedi sahiplerinin ilk yapması gereken işlem olarak söylenebilir.

Tularemi
Önemli bir zoonoz etkenidir. Kemirgenlerde (tavşan, fare, sincap vb.) öldürücü nitelikte olan bu hastalığın etkeni Francisellatularensis’tir. Tavşan Ateşi veya avcı hastalığı olarak da bilinir.

Hastalık hayvanlardan doğrudan temasla geçe¬bildiği gibi sinek ve kenelerle de taşınabilir. Kuluçka devresi, üç gündür. Hasta hayvanlara temas etmekle ve onların kirlettiği suyu tüketmekle bulaşan, ateş, halsizlik, karın ağrısı, boyunda şişlik belirtileri görülebilen Tularemi hastalığı ile ilgili bilgiler şöyledir.

Belirtileri aniden süratle yükselen ateş, şiddetli baş ağrısı, kırıklık, bulantı, kusma ve ishaldir. Hastalık yeri tespit edilemeyen genel mikroplanmalara sebep olabileceği gibi, deride, gözde, akciğerlerde, ve sindirim yolunda da yerleşebilir. Dış tularemide bulaşmanın başladığı yerler eller, gözler ve ağızdır. Buralarda önce küçük bir kabarcık oluşur, sonra ur şeklinde büyüyerek parçalanır. Bulaşma yeri nedeniyle bu bölgelerdeki lenf bezleri şişer ve ağrır. İç tularemi ise, akciğer tüberkülozu ya da bağırsak nezlesine benzeyen bir seyir izler. Böylece, vücuttaki tüm lenf bezleri şişip ağrıyabilir. Ateş durumu çok değişkendir. Çoğu kez kızamığa benzer deri döküntüleri ateşi izler. Tedavi edilmeyen hastalık 2-4 hafta sürer. En sık görülen yan etkisi lenf bezlerinin iltihaplanmasıdır.

Hasta hayvanların kontamine ettiği (kirlettiği) suların içilmesi, kullanılması veya bu sularla temas edilmesi, hasta hayvanların kirlettiği meyve ve sebzelerin bol su ile iyice yıkanmadan yenmesi, hasta veya ölen hayvanlara temas edilmesi, av hayvanlarının eldivensiz yüzülmesi ve parçalanması, av hayvanlarına ait etlerin iyice pişirilmeden tüketilmesi, enfekte kene veya sokucu sineklerin ısırması, Hastalık etkeni ile kontamine olmuş tozların solunması ile bulaşır.Hastalık, insandan insana bulaşmaz. Ölüm oranı ilaç tedavisi sebebiyle oldukça düşüktür. Nekahet kimi zaman aylar sürer. Antibiyotikler aracılığıyla hastalığın tedavisinde büyük aşamalar sağlandı. Lenf bezleri iltihaplanmışsa cerrahi tedavi dahi gerekebilir.

Hastalığın bulaşma yollarına ait bir hususun varlığı ile yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilirse, hastalık antibiyotiklerle tedavi edilebilmektedir. Geç kalınması durumunda antibiyotiklerin etkisi sınırlı olup, cerrahi girişim gerekebilmektedir. Hastalığı geçirenlerde bağışıklık oluşmaktadır.

Ancak, hastalığın bazı klinik şekillerinde ölümlerin de görülebileceği unutulmamalıdır.

- İçme ve kullanma suyu kanalları ile depolarının, dışarıdan herhangi bir kirlenmeyi engelleyecek şekilde yapılması ve mevcutların ıslah edilmesi,
- Suların klorlandıktan veya kaynatıldıktan sonra içilmesi ve kullanılması,
- Doğada kaynağı belli olmayan ve kirlenmeye müsait yerlerdeki suların kesinlikle içilmemesi ve kullanılmaması,
- Av hayvanlarını yüzerken ve etlerini parçalarken eldiven kullanılması,
- Özellikle av hayvanlarına ait etler başta olmak üzere, etlerin iyice pişirildikten sonra tüketilmesi,
- Meyve ve sebzelerin bol su ile iyice yıkandıktan sonra yenmesi,
- Kan emici sineklerin ve kenelerin ısırmasını engelleyici (örneğin, kenelerin vücuda yapışmaması için pantolon parçalarının çorap içine konulması ve böcek kaçırıcı ilaçların kullanılması gibi) önlemlerin alınması,
- Vücuda yapışan kene varsa, bunların kesinlikle patlatılmadan bir cımbızla baş kısmından tutulup sağa sola oynatarak çıkartılması,
- Gıda maddelerinin, fare ve sıçan gibi kemirici hayvanların ulaşamayacağı şekilde muhafaza edilmesi,
- Hayvan leşlerinin çevreyi kontamine etmeyecek şekilde gömülmesi veya yakılması gerekmektedir.

Çalışma Saatlerimiz

Pazartesi - Cumartesi: 10:00 - 20:00

Pazar: 12:00 - 17:00